01-03-2025
Cami avlusuna parke taşı ve kelepçe
Adliyenin kapısında polislerin kelepçeli birini getirdiğini görseniz aklınıza nasıl bir suç işlemiştir diye düşünürsünüz? Bir avukat arkadaşıma sorduğumda bana şunları sıraladı: Cinayet, adam öldürmeye teşebbüs, tecavüz, ciddi bir hırsızlık vakası veya ciddi bir uyuşturucu ticareti.
Peki “İzinsiz parke taşı veya fayans döşeme desem” diye sordum. Birkaç saniye yüzüme garip garip bakarak “Nasıl yani?” deyiverdi. “İzinsiz bir şekilde parke taşı veya fayans döşeyenlere nasıl bir muamele yapılıyor? Elleri kelepçeleniyor mu?” diye sordum.
Batı Trakya Türkünün eline uzun yıllar sonra kelepçe vuruldu! Rodop iline bağlı Karacaoğlan köyünde cami mütevellisi ve yardıma gelen soydaşlar cami avlusuna parke taşı döşedikleri gerekçesiyle polisler tarafından gözaltına alındı. Üstelik soydaşlar elleri kelepçeli şekilde adliye binasına getirildi.
Batı Trakya’da köylerimizdeki camilerin yöneticisi, köy halkının kendi arasında belirlediği Mütevelli Heyetleridir. Caminin ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra mütevelli heyeti başkanı ve heyet üyeleri adeta köyün muhtarı gibidir. Bu nedenle yaptıkları iş oldukça önemlidir.
Karacaoğlan köyünde mütevelli heyeti cami avlusuna parke taşı döşeme kararı almış. Bunu izinsiz yaptıkları gerekçesiyle aniden polis tarafından göz altına alınıp karakola götürülüyorlar.
Edinilen bilgilere göre, söz konusu kişiler önce Sirkeli Polis Karakoluna götürülüyor, ardından ise Gümülcine’ye sevk edilmişler. Bir gece gözaltında tutulan beş kişi, 14 Şubat Cuma günü mahkemeye çıkartılıyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Soydaşlar mahkeme binasına polis tarafından elleri kelepçeli bir şekilde getiriliyor.
Peki neden elleri kelepçeli? Soydaşların ellerinin kelepçelenmesi Batı Trakya Müslüman Türk Toplumuna nasıl bir mesaj veriyor? Bu kişiler ne yaptı da, hangi adi suçu işledi de ellerine kelepçe vuruldu?
Söyleyelim. Cami avlusuna parke taşı döşediler. Suçları bu. Suçları; cami avlusuna izinsiz parke taşı döşemeleri. Ellerine kelepçe vurulmasını gerektiren “suç” bu!
Biraz sorup soruşturduk. Camide yapılan çalışmalarla ilgili şikayette bulunulmuş. Polis de suçüstü yöntemiyle bu kişileri gözaltına almış Suçüstü yöntemi, suçlanan kişilere kelepçe takılmasını gerektiriyormuş. Yani kanun ve uygulama bu şekildeymiş. Bir yorum veya görüş bu şekilde. Ancak suçun niteliğine ve çeşidine göre kelepçenin gerekli olmadığı suçüstü usulünün olduğunu savunan farklı bir görüş de var. Yani her suçüstü için kelepçe uygulanır diye bir kuralın olmadığını söyleyenler de var. Görüşüne başvurduğumuz bir çok avukat “Suçüstü yöntemiyle adliyeye getirilenlerin yüzde 90’ında kelepçe kullanılmadığına şahit olduklarını” söylüyor.
Parke taşı veya fayans döşemek için izin gerektiğini bilenlerin sayısı eminim ki bilmeyenlerden çok daha azdır. Bu olay basına yansıdıktan sonra cami avlusunda nasıl bir çalışma yapıldığı veya izin alınıp alınmadığı veya izne gerek olup olmadığı konusu ikinci, üçüncü plana geçti. Soydaşların ellerinin kelepçelenmesi tartışmaların merkezine oturdu. Camide yapılan çalışmanın izinsiz yapılmış olma durumu bir yana, soydaşların ellerine kelepçe vurulması, Batı Trakya Türk Azınlığının vicdanını hiç şüphesiz yaraladı. Azınlık insanını incitti. Hele de çalışma bir camide yapılıyorken. Bir köy mütevellisinin köy camisinde yaptığı çalışma kişisel bir çalışma veya faaliyet değildir. Bunun “toplumsal yanı” vardır. Bir toplum meselesidir yani. Böyle olunca da basit bir uygulama gibi görünen veya bu şekilde söylenen olaylar bile, çok fazla yankı yapar. Nitekim de öyle oldu.
Peki cami avlusuna fayans döşeyen Batı Trakya Türklerinin ellerine neden kelepçe vuruldu? Neden bu şekilde mahkemeye getirildiler? Toplumumuza bir mesaj mı aktarıldı? Bu hareketle bir mesaj mı verilmek istendi? Verilmek istenen mesaj ne?
Bu sorulara, başka sorularla cevap arayalım mı?
Artık camilerde istediğiniz zaman tamir ve yenilik yapamazsınız mesajı mı verilmek isteniyor? Biz ne kadar izin verirsek ve ne zaman izin verirsek onarımı da, yeniliği de o kadar yapabilirsiniz mesajı mı verilmek isteniyor? Azınlığın, toplumsal meselelerde hareket kabiliyetinisınırlandırılmak ve engellenmek mi amaçlanıyor? Benzer şekilde başka camilerde benzer çalışmaların önüne geçilmek mi isteniyor?
Soru sormaya devam edelim mi?
Müftülük, vakıflar gibi meselelere çözüm bulmak şöyle dursun, azınlığın demokratik haklarındaki sınırlandırmalar ve hak gasplarının kapsama alanı genişletiliyor mu? Mevzuatı uygululama gerekçesiyle, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının camilerinde, okullarında söz sahibi olma hakkı elinden mi alınıyor? Buralarda azınlığın iş yapmasının önüne mi geçilmek isteniyor? Uluslararası anlaşmaların tanıdığı haklar geçersiz mi kılınıyor? Okul ve camilerimizde toplumun kendi iradesini kullanma hakkı, adeta yabancı bir unsurun ülkenin egemenliğine saldırısı gibi mi algılanıyor? Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu bu ülkede “yabancı” gibi mi algılanıyor? Yasaları ve mevzuatı uygulama konusundaki “hassasiyet”, neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin azınlığımızla ilgili kararlarında gösterilmiyor? Batı Trakya Türk Azınlığı sözkonusu olunca uluslararası hukuk yok mu sayılıyor?
Toplum vicdanında ve halk nezdinde sorulan sorular, yapılan sohbetler tam da bunlar. Umut edelim ki; bu olay “münferit”tir ve arkasında farklı “amaçlar” gizleyen bir şey değildir.
Sonuç itibarıyla, basit gibi görünen bazı olaylarda yetkililerin daha dikkatli olması, özellikle “toplumsal” boyutu olan konularda, ince eleyip sık dokumaları herkesin ve bölgemizin iyiliğine olacaktır.
1 Mart 2025 Cumartesi 17:21